Ekran Resmi 2023-06-19 00.35.35
Ekran Resmi 2023-06-19 00.35.35

Anadilin Lezzeti / The Taste of the Mother Tongue

ENGLISH below

Bloom Günü

16 Haziran dünyada, özellikle de İrlanda’da Bloomsday (Bloom Günü) olarak kutlanır. İrlandalı yazar James Joyce’un kült romanı Ulysses, 732 sayfa boyunca Dublin’de geçen bir günü -16 Haziran 1904 gününü- anlatır. Söz oyunları, bilmeceler ve bulmacalarla bezeli Ulysses romanı ve romanın ana karakteri Leopold Bloom birçok edebiyat severin gönlünde özel bir yere sahip olduğundan, her 16 Haziran’da Bloom ve Ulysses çeşitli etkinliklerle onurlandırılır. Bu seneki Bloom Günü’nde Dublin’deki İrlanda Film Enstitüsü’nde gösterilen Wergerandina Ulyssesê / Ulysses Çevirmek adlı şahane belgeseli izleme imkanı buldum. Yönetmenliğini Aylin Kuryel ve Fırat Yücel’in yaptığı belgeselde, Kürt şair ve çevirmen Kawa Nemir’in Ulysses’i Kürtçe’nin Kurmançi lehçesine çevirme yolculuğu anlatılıyordu. 

James Joyce, Ulysses’i yazarken İngilizce dilinin sınırlarını genişleterek, günlük hayatın içine sızan edebi bir kelime zenginliği armağan etmiş dünyaya. Kawa Nemir de Ulysses’i Kürtçe’ye çevirirken benzer bir çabaya girmiş. Sözel dilde kullanılan ancak yazılı dilde yer almayan birçok Kürtçe kelimeyi çeviride kullanarak yazılı Kürtçe dilinin sınırlarını genişletmiş. Kawa Nemir’in tabiriyle Ulysses çevirisi ‘’geniş kapsamlı bir Kürtçe kelime ansiklopedisi’’ne dönüşmüş.  

Anadil aşığı ve kültür çiftçisi

Kawa Nemir’in anadili ile kurduğu tutkulu ilişki beni derinden etkiledi. Gerçi Kawa Nemir salt bir ‘ana dil aşığı’ değil. O, aynı zamanda bir kültür çiftçisi. Kürt kültürünün tarlasına yeni söz tohumları ekiyor, ekili söz fidelerinin, söz ağaçlarının bakımını yapıyor. Yeri geldiğinde Ulysses çevirisinde yaptığı gibi söz mayalıyor ve çoğalan sözlerden lezzetli ürünler hazırlıyor. Kürtçe dili gelecek nesillere kalsın diye tarlayı hem besleyip büyütüyor, hem de koruyup kolluyor. Tüm bunları ne yazık ki, zor şartlar altında yapıyor. 

Türkiye’de Kürtçe, yok sayılan, konuşanlarının zulüm ve baskı gördüğü bir dil. Dışarıdan bakıldığında denilebilir ki; ‘’Devlet kanalı TRT’nin Kürtçe yayını bile var.’’ Ancak Kürt diline ve kimliğine kendi özgünlükleriyle sahip çıkan Kawa Nemir gibi birçok insan ya sürgünde, ya hapiste, ya da ölü. Türkiye’deki okullarda Türkçe’nin yanı sıra İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca gibi dillerde eğitim verilebilirken, yaklaşık 15 milyon Kürt’ün yaşadığı Türkiye’de Kürtçe eğitim yasak. 

Anlayacağınız, Kawa Nemir’in söz ekip biçerek yeşertmeye çalıştığı topraklar sürekli ot-kıran ve pestisit kimyasallarının zehrine maruz kalıyor. Bu kimyasallar Kürtçe’yi öldürmeye çalışsa da, Kawa Nemir Kürtçe’nin ‘kefeni yırttığını’ müjdeliyor. Nemir’in ve bu alanda emek veren diğer kültür çiftçilerinin çabaları sayesinde Kürtçe dili her geçen gün daha da gelişiyor ve zenginleşiyor.   

Her şeyin içinden geçen şey 

Belgeselde Kawa Nemir Kürtçe’deki bir bilmeceden bahsediyor. ‘’Her şeyin içinden geçen şey nedir?’’ Cevabı dil imiş. 

Dil dizini Ethnologue’a göre şu an dünyada 7111 farklı anadil var. Bu sayıya lehçe, yani ağızlar dahil değil. Bu sayı sürekli değişmekte, zira dünyada her iki haftada bir, bir dil yok oluyormuş. Bunun en önemli nedeni; dünya popülasyonunun yarısından fazlasının yalnızca 23 dil konuşuyor olması. 

Düşünsenize, ‘’her şeyin içinden geçmenin’’ 7111 farklı yolunu geliştirmiş bir canlı türüyüz, ve bu zenginliğin sadece 23 tanesini kullanmayı tercih ediyoruz. Kullanılmadıkça diller tarihten silinip gidiyor haliylen.  

İrlanda’ya göç ettiğimden beri çoğunlukla İngilizce dilinde iletişim kuruyorum. Ulysses Çevirmek belgeseli, anadilim Türkçe ile kurduğum ilişki üzerine düşünmeye teşvik etti beni. Bundan sonra daha fazla Türkçe okuyacağım ve yazacağım.* Çünkü anadilin lezzeti diye bir şey var şu hayatta ve o lezzetin yerini başka hiçbir dil tutamaz bence. Dilerim ki, dört buçuk milyar yıldır dönmekte olan ve içinden on binlerce farklı dil geçmiş şu dünyada herkes zulme ve baskıya uğramadan anadilinin lezzetini duyumsayabilir.

* Anadilimin tadına varmak için bu yazıda kendimi özellikle önce Türkçe ifade etmek istedim. İngilizce metni daha sonra yazdım.  

—————–

Bloomsday 

The world, especially Ireland, celebrates Bloomsday on June 16th. Irish writer James Joyce’s cult novel Ulysses describes one day (June 16, 1904) in Dublin throughout 732 pages. The novel Ulysses, which is full of word riddles and rhymes, and the main character of the novel, Leopold Bloom, have a special place in the hearts of many literature lovers. Every June 16th, various events took place in Dublin and in other parts of the world to honor Bloom, Ulysses and James Joyce. 

On this year’s “Bloom’s Day”, I got the chance to watch the exquisitely narrated documentary Wergerandina Ulyssesê / Translating Ulysses directed by Aylin Kuryel and Fırat Yücel. The screening took place at the Irish Film Institute in Dublin. The film was about the journey of the Kurdish poet and translator Kawa Nemir to translate Ulysses into the Kurmanji dialect of Kurdish.

While writing Ulysses, James Joyce extended the boundaries of the English language and gifted the world a literary vocabulary that permeates daily life. Kawa Nemir, the protagonist in the documentary, followed a similar path in translating Ulysses into Kurdish. In the Ulysses translation, he expanded the boundaries of the written Kurdish language by transcribing in many Kurdish words that are known and used only in the oral language. Kawa Nemir’s efforts turned the Kurdish translation of Ulysses into a “comprehensive encyclopaedia of Kurdish vocabulary” – this is how Kawa Nemir calls the translation. 

A mother tongue lover and a culture farmer 

Kawa Nemir’s passionate relationship with his mother tongue impressed me deeply. Though Kawa Nemir is not just a ‘mother tongue lover’. He is also a culture farmer. He sows new word seeds in the field of Kurdish culture. He takes care of the word seedlings and word trees, too. If needed, he ferments words, as he did in the Ulysses translation, and cooks up delicious new words from accrual word yeast. He both nourishes and grows the Kurdish language as well as he protects and looks after it, so future generations could benefit further. Unfortunately, he does all this under difficult conditions.

In Turkey, officially Kurdish is an unrecognised language and its speakers are persecuted and oppressed. From an external perspective one might say; “The state channel TRT even has a Kurdish broadcast.” However, many people like Kawa Nemir, who embrace the Kurdish language and the Kurdish identity with their own authenticity, are either in exile, in prison, or dead. Besides Turkish education, some schools give education in other languages such as English, German, French or Italian. However, education in Kurdish is prohibited, although approximately 15 million Kurds live in Turkey.

Unfortunately, the lands where Kawa Nemir plants and cultivates words are constantly exposed to the poison of weed killers and pesticides. Although these chemicals try to kill the Kurdish language, Kawa Nemir heralds that the Kurdish language has ‘torn the shroud’. Thanks to the efforts of Nemir and other culture farmers working in this field, the Kurdish language continues to evolve and enrich day by day.

What goes through everything

In the documentary Kawa Nemir mentions a riddle in Kurdish: “What goes through everything?” The answer is language.

According to the language index Ethnologue, there are currently 7111 different mother tongues in the world. This number does not include dialects and it is constantly changing, as a mother tongue disappears in the world every two weeks. The most important reason for this is; that more than half of the world’s population speaks only 23 languages. 

Think about it, we are a species that has developed 7111 different ways of “going through everything”, and we prefer to use only 23 of those ways, so mother tongues continue to ​​disappear from history unless they are used.

Since I immigrated to Ireland, I mostly communicate in English. Translating Ulysses encouraged me to reflect on my relationship with my mother tongue Turkish. I will read and write more Turkish from now on because the taste of the mother tongue is irreplaceable.* 

The world revolves around the sun for four and a half billion years and who knows how many thousands of different languages went through the fabric of the world. Some became extinct, others survived. There are still many endangered mother tongues. I wish that everyone can feel the delicious taste of their mother tongue without being persecuted or oppressed.

* In this article, I wanted to express myself intentionally first in Turkish, so I could savour the taste of my mother tongue. Then I wrote the English text.

 

Share this post:

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *